Birine Takıntılı Olmak

Bu yazımızda birçok insanın merak ettiği bir konular olan birine takıntılı olmak, bağlanma ve aşk üçlüsünden bahsedeceğiz. Bir insandan hoşlanmak ve daha sonra ona karşı güçlü duygular hissetmek çoğunlukla sevilen ve arzu edilen şeylerdendir. Fakat bir süre sonra, birine takıntılı olmak hem insanın kendi hayatını hem de başkalarının hayatlarını zindana çevirebilir. Gelin birine takıntılı olmak nelerden kaynaklanabilir, nasıl üstesinden gelinebilir konusuna biraz değinelim. Her zaman olduğu gibi, konuyla ve diğer ruh sağlığıyla ilgili tüm sorularınızı çekinmeden sorabileceğinizi belirtmek isteriz. Keyifli okumalar dileriz…

Aşka İlk Adım…

Birine takıntılı olmak durumu dışarıdan bakıldığında her ne kadar itici  ve zorlayıcı duygular çağrıştırıyor olsa da başlangıçta güzel ve insanı heyecanlandıran duygularla başlar. İnsan, önce birisinin bakışını, gülüşünü, yüzünü, fiziğini veya herhangi basit bir şeyini beğenir. Ardından iç dünyasında onunla ilgili hayaller kurmaya başlar. Bu hayaller insanın içini başlarda kıpır kıpır eder fakat zamanla karşıdaki kişiye duyulan güçlü duyguları ortaya çıkarır. Bu duygular genellikle aşk olarak nitelendirilir. Aşk, adına şiirler, kitaplar yazılan, insanoğlunun varoluşundan beri varlığını sürdüren bir olgudur. Köken olarak, Arapçada” sarmaşık, sıkıca sarılma, sarmaştı” anlamlarına gelen “aşaka” kelimesinden türediği söylenir.

Süryanicede de “Aşak”  “karışma, haşır neşir olma” anlamlarına gelir. Bildiğiniz üzere sarmaşıklar da etrafındaki nesnelere sarılarak büyürler. Aşık olan bir kişi de içinde yaşadığı heyecan ve mutlulukla kendisini karşısındakinin varlığıyla var eder. Aşıklar ruhsal olarak iç içe geçme eğilimindedir. Sağlıklı olan bir aşk ilişkisinde, insanın benliğini kaybetmeden iki benliğin bir olması durumu söz konusudur.

Bu durum bir süre sonra  olgunlaşmış bağlılık ilişkisine evrilir ve genellikle uzun süren ilişkilerin temelini oluşturur. Patolojik olan aşk ilişkisinde ise başlangıçtaki heyecan bir süre sonra ortadan kaybolur ve sadakat yok olur. Bazı durumlarda ise sevginin yerini öfke ve kontrol ihtiyacı alır. İşte birine takıntılı olmak deyimi burada devreye girer. Birine takıntılı olmanın sebeplerine daha derinlemesine girmeden önce isterseniz gelin aşk durumunda fizyolojik ve duygusal olarak neler yaşadığımıza bir bakalım…

Birine takıntılı olma durumu çoğunlukla toplum tarafından “aşk” olarak nitelendirilen bir fenomenle başlar.

Aşkın Kimyası

Aşık olan bir insan, aşık olduğu kişiyi hayal ettiğinde kalbinin hızla çarptığını, heyecanlandığını çok net hisseder. Aşk durumunda beynimizde kimyasal bombalar patlar. Dopamin, seratonin, oksitosin, vazopresin, feniletilamin, testesteron ve noradrenalin gibi hormonlar beynimizde fazlasıyla salgılanır. Tüm bu kimyasalların farklı işlevleri vardır ve duygu durumumuz üzerinde çok fazla etkileri vardır. Feniletilamin dopamin salgısını arttıran bir hormondor. Dopamin ise bağımlılıklarda etkin bir rol oynayan nörotransmitterdir. Bir şeye motivasyonumuzu sağlayan, onu elde etmek için güdülenmemizi sağlayan, o şeyi aşermemizi sağlayan şey dopamindir. Bağımlılık yapan maddelerin  oluşturduğu gibi aşk da beyinde bir heyecan, motivasyon ve aşerme döngüsü oluşturur.

Aşık olduğunuz kişiyi özleme, sesini duyma ve sürekli onu arzulama dopamin sayesinde gerçekleşir. Aynı zamanda seratoninin de salgılanması kişiyi mutlu eder.  Bunlara ek olarak vazopresin ve oksitosin salgılanması karşımızdaki kişiye bağlılığımızı, sadakatimizi belirler. Normalde strese karşı etkinleşen bu iki hormon annelik davranışının oluşmasında da çok önemli bir rol oynar.

Aşık olduğunuz kişiyle göz göze geldiğinizde beyinde aşk molekülü olan feniletilamin ve dopamin yüksek miktarda salgılanır. Bağımlılık yapıcı bir madde olan amfetamine çok benzemesiyle ünlü olan feniletilamin, dopamin ile birlikte yüksek düzeyde salgılandığında kişide iştah kaybı, uykuya olan ihtiyacın azalması, kalp atışının hızlanması ve terleme gibi semptomlar üretir. Aşık olan kişilerin el ele tutuştuğunda, göz göze baktığında bu belirtileri hissettiği herkes tarafından bilinir. Tüm bu duygulara ek olarak beyinde salgılanan noradrenalin ve testesteron kişinin partnerini cinsel olarak da arzulamasını sağlar.

Yoğun duygusal ve bedensel uyarılmanın olduğu ilk aşk evresinden sonra daha olgun olan evre gelir. Bu aşamada endorfin çok daha fazla salgılanır. Endorfin güven ve bağlılık oluşturur. Daha sakin ve sağlam ilişkilerde daha çok salgılanır. İlişkinin altıncı ayı ile üçüncü yılı arasında bu evreye geçilmezse genellikle aşk kaybolur.  Birine takıntılı olmak konusunda, aşkın biyolojik ve fizyolojik etkilerini okudunuz. Birine takıntılı olan kişilerde genellikle birinci aşamada kalınır. Kişinin bu aşamada kalması her zaman da olumlu duygulanımla bir arada olmaz. Bazen kişi bu aşamada kendisine ve karşısındaki kişiye zarar  verme eğiliminde de olabilir. 

Birine Takıntılı Olmanın Nedenleri

Şimdi gelin birine takıntılı olma nedenlerine biraz daha yakından bakalım. Yukarıda aşkın kimyasal, duygusal ve bedensel etkilerine değindik. Birine takıntılı olan kişilerde genellikle bu duygularla beraber takıntılar da başlar. Birine takıntılı olmanın çok farklı nedenleri olabilir. Bu nedenler; obsesif kompulsif kişilik yapısı, narsisistik kişilik yapısı, borderline kişilik yapısı ve bağımlı kişilik yapılarıyla bağlantılı olabilir. Obsesif kompulsif kişilikler kontrolcü yapılarıyla tanınırlar.

Hayatlarındaki hemen her şeyi ve karşılarındaki insanları kontrol etme ihtiyaçları had safhadadır. Çocukluk yıllarında kendi ebeveynleri tarafından fazla kontrol edilmeleri ve ruhlarının işgal edilmesi buna neden olan durumlardan biridir. Kendisi de büyüdüğü zaman çevreyi ve ilişkilerini kontrol etmek isteyebilir. Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olan bir insan ilişkide de sevgilisinin ne giydiğine, ne yediğine, ne zaman ne yaptığını her zaman karışabilir. Kendi kontrolü ve bilgisi dışında partnerinin hareket etmesini istemeyebilir. Bu kişiler bazı durumlarda karşısındaki kişiyi ve ilişkiyi de takıntı haline getirebilir.

Narsisistik kişiliklerde de zaman zaman “birine takıntılı olmak” durumu gerçekleşebilir. Narsisistler dışarıdan bakıldığında gösterişli ve güçlü gözükseler de iç dünyalarında ciddi bir değersizlik taşırlar. Bu değersizliği telafi çabası olarak sürekli başkalarının dikkatlerini çekme çabaları olur. Bu kişiler bazen ilişkide sevgilileri onları terk ettiğinde ağır bir kırılma yaşarlar ve o kişiyi takıntı haline getirirler. Aslında birine takıntılı olma hali karşıdaki kişiden ziyade kendi içlerindeki mükemmel yapının kırılmasından kaynaklıdır. O kadar aşağılanma hissederler ki o kişiyi yeniden elde etme ya da o kişinin kendisine tekrar geri dönmesi için yalvardığı fantezilerini zihinlerinde kurgulayabilirler. Bir süre sonra zihinlerinde sadece o ilişki olur.  

Bağımlı ve mazoşistik kişilikler de başkası olmadan hayatlarını sürdüremeyen kişiliklerdir. Kendilerini var edebilmek için sürekli bir nesneye ( anne,baba,arkadaş,sevgili vb.) ihtiyaç duyarlar. Zihinlerindeki nesne sevgili ise ve o kişiden uzak kalmışsa zihni sürekli onunla meşgul olmaya başlar. Bu da birine takıntılı olma durumunun bir başka görünümüdür. Birine takıntılı olmak konusunda borderline kişilikler de öne çıkabilir. Borderline kişilikler ruhsal dünyalarının dalgalı olmasıyla tanınırlar. Hayatları siyah ve beyaz gibidir. İyi iken hem kendilerini hem de dünyayı çok iyi görürler ve iyi hissederler.

Kötü iken ise kendilerini inanılmaz değersiz, mutsuz ve agresif hissederler. Aynı şekilde dünya ve içindekiler de o anda çok kötüdür. Kötü kendiliğe geçtiklerinde hissettikleri değersizlik duygusunun da etkisiyle kendisini sakinleştirecek bir nesneye takıntılı bağlanma eğilimleri vardır. Aslında bu nesne annenin bir temsilidir. O olmadığında nefes alamayan bir yapı ortaya çıkar. Sevgilisinin/partnerinin terk edeceği kaygısıyla ona tam anlamıyla yapışır. Borderline yapının terk edilme kaygısına karşı gösterdiği bu tepkiler de “birine takıntılı olmak” başlığının bir parçası olabilir. 

Son olarak, paranoid ve psikotik yapılarda da birine takıntılı olma durumu gözlenebilir. Psikotik kişiler dışsal gerçekliği ayırt edemeyen kişiliklerdir. Ruhsal olarak psikotik seviyenin sınırlarında dolaşan kişiliklerde de dönem dönem gerçeklik kaybolur. Onların zihinlerinde dış dünya ve içindekiler onların bir parçasıdır ve onların kontrolündedir. Bu durum aslında bebekliğin ilk yıllarından kalma bir yapıdır. Bebeklikteki travmaların bir yansımasıdır. Partnerini ya da hayran olduğu birini kendisinin bir parçası gören kişi onu kontrol etmeye çalışır. Paranoid yapılarda da buna benzer işleyen bir süreç vardır. Karşısındaki kişiyi kontrol edemeyince öfke patlamaları gerçekleşebilir. Birine takıntılı olmanın en tehlikeli iki formu bunlardır. Maalesef  toplumumuzda ve dünyada gördüğümüz kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin büyük bir kısmı da bu patolojilerden kaynaklanmaktadır.

Konuyu toparlamak gerekirse; “birine takıntılı olmak” konusunun birden fazla belirleyicisi bulunabilir. Birine takıntılı olmanın arkasındaki problemin tam anlamıyla anlaşılması ve ortadan kalkması için psikoterapi ve ilaç tedavileri gerekebilir. Zaten tüm bu takıntı çeşitleri ve kişilik yapılanmalarının arkasında çocuklukta bizi yetiştiren kişilerle kurduğumuz ilişkiler ve bu ilişkilerin sağlıklı olup olmadığı yatıyor. Annemizle kurduğumuz bağlanma ilişkimizdeki sorunlar sonraki yıllarda birine takıntılı olma durumunun ortaya çıkmasına sebep olabiliyor.

O halde kendi bağlanma ilişkimizi sorgulamak ve bağlanma problemlerimizi çözmek için psikoterapi görmek bu takıntıları sonlandırmada ve daha sağlıklı ilişkiler kurmada son derece önemlidir. Diğer taraftan size takıntılı birilerinin varlığı söz konusu ise gerekli önlemleri almanız hem ruhsal hem de bedensel sağlığınız için son derece önemlidir. Unutmayın ; ilişkilerinizdeki farkındalığınız, gelecekte ortaya çıkması muhtemel sorunların ortaya çıkmadan çözülmesi açısından son derece önemlidir. Konuyla ilgili aşağıdaki yazılara da göz atmak isteyebilirsiniz… Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle…

Bu Yazılar da Dikkatinizi Çekebilir:

Eski Sevgiliyi Takıntı Haline Getirme

Takıntılar (OKB)

1 thought on “Birine Takıntılı Olmak”

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir